# Gökhan Gökalan > Aynı anda birkaç işi yürüten bir girişimcinin gözünden iş, teknoloji, finans ve pazarlama analizi. İki haftada bir Türkçe bülten: Mercek. Public Ghost content for AI and LLM tooling. This file includes a bounded export of public pages first, then recent public posts. Append `.md` to any post or page URL to get the content in Markdown (for example, `/example-post.md`). ## Pages ### Hakkımda URL: https://www.gokhangokalan.com/hakkimda/ Last updated: 2026-06-27T21:30:28.000Z İstanbul merkezliyim ve aynı anda birbirinden çok farklı işleri yürütüyorum. Ağırlıklı tarafım sanayi. Kar-tes ile kesici takımlar, şerit ve daire testere ithalatı yapıyor, bıçak kesici üretiyoruz. Werte ile yurtdışı üreticilerin makinelerini Türkiye'ye getiriyor, kendi mikro yağlama sistemimizi üretip ihraç ediyoruz. Aithra ise erken aşama girişimim: yapay zeka ile iş güvenliğini, fabrika verimliliğini ve üretim yönetimini bir arada çözmeyi hedefliyor. Bir de viski var. Hepsiviski'yi kurdum ve viski eğitmeni olarak çalışıyorum. Edinburgh Academy Single Malt Diploma, Stave & Thief Executive Bourbon Steward ve WSG Sherry Wine Specialist eğitimlerini tamamladım. Online akademi, kurumsal tadımlar ve bir kurucu üye topluluğu yürütüyorum. Üstüne kendi yatırım kararlarım. Sermayeyi gayrimenkul, hisse ve kendi işlerim arasında nasıl dağıttığımı, neye evet neye hayır dediğimi düşünmek işimin ayrılmaz bir parçası. Bu kadar farklı işi aynı anda yürütmek kolay değil. Ama bana her hafta bir şey öğretiyor: nakit akışının cirodan önemli olduğunu, dikkatin paradan pahalı olduğunu, çoğu fırsatın aslında tuzak olduğunu. Bu siteyi ve Mercek bültenini bu yüzden açtım. Burada kazandıktan sonraki temiz hikayeyi değil, kararın verildiği anki gerçeği yazıyorum. Bir şey kuruyorsan, kurmayı düşünüyorsan ya da doğru kişilerle doğru işleri konuşmak istiyorsan, doğru yerdesin. Bana [gg@gokhangokalan.com](mailto:gg@gokhangokalan.com) adresinden ulaşabilirsin. ## İşlerim Kar-tes: kesici takımlar, testere ithalatı ve bıçak kesici üretimi. [kar-tes.com.tr](https://kar-tes.com.tr/?ref=gokhangokalan.com) Werte: endüstriyel makine temsilciliği ve mikro yağlama sistemleri. [werte.com.tr](https://werte.com.tr/?ref=gokhangokalan.com) Aithra: yapay zeka destekli iş güvenliği, fabrika verimliliği ve üretim yönetimi. [aithra.ai](https://aithra.ai/?ref=gokhangokalan.com) Hepsiviski: viski eğitimi, kurumsal tadım ve topluluk. [hepsiviski.com](https://hepsiviski.com/?ref=gokhangokalan.com) ### İletişim URL: https://www.gokhangokalan.com/iletisim/ Last updated: 2026-06-27T20:52:35.000Z Doğru iş, doğru insanla başlar. Şu konularda konuşmaya açığım: - Ortaklık ve yatırım fırsatları. Birlikte değer üretebileceğimiz, getirisi net işler. - Sanayi ticareti. Makine, kesici takım, yağlama sistemleri tedarik ve ihracat. - Kurumsal viski etkinlikleri ve eğitimleri. Şirketler, davetler, özel tadımlar. - Konuşma ve danışmanlık. Girişimcilik, çok işli yönetim, marka kurma. Bir fikrin, bir teklifin ya da sadece bir sorun varsa yaz. Ciddi her mesaja dönüş yaparım. E-posta: [gg@gokhangokalan.com](mailto:gg@gokhangokalan.com) ## Posts ### Yapay zeka ile konuşmayı öğrenmek URL: https://www.gokhangokalan.com/yapay-zeka-ile-konusmayi-ogrenmek/ Last updated: 2026-08-09T06:00:55.000Z Herkes yapay zekayı bir şekilde kullanıyor artık. Bu tartışılacak bir şey değil, orası kesinleşti. Bu yazıda sana daha iyi prompt yazmayı da anlatmayacağım, o konuda zaten internet dolu. Benim derdim başka: yapay zekadan aldığın cevabı nasıl okuduğun ve ona nasıl cevap verdiğin. Son aylarda fark ettiğim bir şey var, gel önce onu anlatayım. ## Bir mail atıyorsun, bir mail geliyor Bugün birine mail attığında, karşı taraf senin yazdığını okumadan önce yapay zekaya soruyor: "bu ne diyor, bana ne öneriyor, cevap olarak ne yazmalıyım." Sen cümleyi kurarken harcadığın on beş dakikayı, o üç saniyede özet olarak alıyor. Bir makine satmaya çalıştığında da aynı şey oluyor. Karşındaki, toplantıya gelmeden önce ürünü yapay zekaya sormuş oluyor. Sana sorduğu o üç keskin soru aslında onun sorusu değil, yapay zekanın ona öğrettiği üç soru. Bir firmayla anlaşma mı yaptın? Büyük ihtimalle sözleşmeyi bir avukat değil, yapay zeka hazırladı. Belki bir avukat sonradan göz gezdirdi, o kadar. İşin komik tarafı da şurası: yapay zekayla yazılmış bir maile cevap verirken sen de yapay zeka kullanıyorsun. ## Aslında biz sadece bir kontrol mekanizmasıyız Yani şu anda olan şey aslında bu: bizler aracıyız, kontrol mekanizmasıyız. Konuşan gerçekte yapay zekanın kendisi. Bir tarafta benim yapay zekam yazıyor, diğer tarafta senin yapay zekan okuyup cevap taslağı çıkarıyor, biz ikimiz de arada sadece onay veren birer düğmeye dönüşüyoruz. Buraya dikkat etmek önemli, çünkü bu konuşmaya çok hızlı alışıyoruz. Cevap almaya, cevap vermeye çok çabuk alışıyoruz. Bizim on beş dakikamızı alacak bir içeriği bir dakikada hazırlayabilen bir sisteme karşı, fark etmeden tembelleşiyoruz. ## Küçük yanlışlar, büyük kayıp İlk başta çıktıdaki büyük hataları düzeltiyoruz, buna itirazım yok, öyle olmalı. Ama zamanla küçük yanlışlara geldiğimizde işler değişiyor: "neyse, böyle kalsın, zararı yok" demeye başlıyoruz. İşte tam bu noktada kişilik ve ruh kayboluyor. Yazmak istemediğimiz, bizim olmayan minik cümleler, tekrar tekrar geçtikçe bizim cümlelerimiz oluyor. Bizi tanımlayan şeylere dönüşüyor. Yapay zekayı kendi kurallarımıza uydurduğumuz bir verimlilik aracı olmaktan çıkarıp, onun kurallarını sessizce kabul ettiğimiz bir tembellik anına dönüştürüyoruz. Hem de fark etmeden. ## Yeni başlıyorsan bu senin için daha da kritik Bunu özellikle bir işe yeni başlıyorsan ya da büyütmeye çalışıyorsan söylüyorum. Elinde henüz büyük bir marka, uzun bir geçmiş yok. Elinde olan tek şey sesin. Mailin, teklifin, ilk yazın seni tanımlıyor. O sesi baştan yapay zekaya devredersen, karşındaki de sonunda seninle değil, senin yapay zekanla konuştuğunu anlıyor. Ve bunu anladığı an, seni ayırt eden hiçbir şey kalmıyor. Herkesin metni birbirine benziyor, herkesin teklifi birbirine benziyor, çünkü hepsi aynı sistemden çıkıyor. ## On'a kadar say Yapay zekayla işler hızlı gidiyor, buna da itirazım yok. Ama biraz yavaşlatmakta, göndermeden önce düşünmekte çok fayda var. Hani sinirlenince "on'a kadar say" derler ya. Ben de benzer bir şey öneriyorum: yapay zekanın yazdığı şeye göz atıp göndermeden önce birkaç dakikanı ayır. Sadece oku. Kendi sesini ara içinde. Bu gerçekten senin cümlen mi, yoksa sana teslim edilmiş bir cümle mi? Karmaşık bir tavsiye değil. Ama fark yaratıyor. Sen yapay zekayla konuşurken hangi taraftasın: kontrol eden mi, kontrol edilen mi? İki hafta sonra görüşürüz. Gökhan ### 30 metrenin bedeli: batırdığım ilk dükkan URL: https://www.gokhangokalan.com/30-metrenin-bedeli-batirdigim-ilk-dukkan/ Last updated: 2026-07-26T05:53:11.000Z Sana batırdığım bir işi anlatacağım. Hem de en acıtan cinsinden: gençken, hevesliyken, her şeyi doğru yaptığımı sanırken batırdığımı. Gençlik yıllarıma gideyim. Üniversite zamanında ticarete atıldım. Kafam o zaman da girişimci kafasıydı: arkadaşlarımla yaptığımız iş planları, her gün gelen yeni fikirler, "şunu kursak, bunu satsak" muhabbetleri. Boş hayal de değildi, çalışıyordum da. Okurken part time mağazalarda çalıştım, tezgahın arkasını da gördüm, müşterinin yüzünü de. Ve o dönem içimde bir fikir büyüdü: kendi işimi kuracaktım. 24 yaşındaydım. Ticareti daha yeni yeni anlamaya başlamışken çok şey bildiğimi düşünüyordum. Bu cümleyi bir yere yaz, birazdan lazım olacak. ## Dükkan Caddebostan'da, Bağdat Caddesi'nin hemen paralelinde bir dükkan açma fırsatı çıktı karşıma. Caddenin o meşhur kalabalığına sadece 30 metre mesafede. Bağdat Caddesi'nin üstünde ancak büyük kurumsal firmaların ödeyebileceği kiralar dönüyordu, ben ise 30 metre içeride çok daha cüzi bir kira ödeyecektim. Planım netti ve kağıt üstünde parlaktı: insanları caddeden 30 metre aşağı çekersem benim dükkanımı göreceklerdi. Onlar kiraya boğulurken ben aradaki farkı işe yatıracaktım. Konsept de sıradan değildi. Giyim ve tekstil satıyordum, kıyafetleri tekstilci bir arkadaşıma diktiriyordum. Yanına bir de yiyecek tarafı koydum: sandviç kültürünün pek olmadığı bir ülkede özel sandviçler ve salatalar. İçeride 80 metrekare kadar bir mağaza, dışarıda açık oturma alanı. Vitrinlerde özel sloganlar, içeride özel ışıklandırmalar. Yurtdışında gördüğüm örnekleri alıyor, kendi dükkanıma uyarlıyordum. Her şeyi gönlümce yapıyordum. Ve işte tuzak tam olarak o cümlede: her şeyi gönlümce yapıyordum. Yapmayı sevdiğim şeyi yapıyordum, girişimcilik. Dükkan benim oyun alanımdı. Müşterinin ne istediğinden önce benim ne kurmak istediğim vardı. ## 30 metre ne kadar uzaktır Cevabı öğrendim: dünyanın en uzun mesafelerinden biri. İnsanlar Bağdat Caddesi'nde yürürken bir akış içindeler. Vitrinler, kalabalık, alışkanlık. O akıştan birini koparıp 30 metre içeri, ara sokağa çekmek için ona çok güçlü bir sebep vermen gerekiyor. "Görürlerse gelirler" diye düşünmüştüm. Görmüyorlar. Çünkü bakmıyorlar. İnsan alıştığı rotada yürür, rotasını senin için değiştirmez. Değiştirmesi için ona rotasını değiştirmeye değecek bir şey vaat etmen ve o vaadi onun ayağına götürmen lazım, senin ayağına gelmesini beklemen değil. Ben kirayı hesaplamıştım, insan psikolojisini hesaplamamıştım. Ucuz kira aslında ucuz değildi. Aradaki fark, caddedeki ayak trafiğinin fiyatıydı ve o trafiği ben kendi cebimden, kendi emeğimle üretmek zorundaydım. Büyük firmaların o kiraları neden ödediğini dükkanı açtıktan sonra anladım. Onlar dükkan kiralamıyordu, insan akışı kiralıyordu. ## Önce heves biter, sonra para Batışın takvimi de öğreticiydi. Birinci senede önce hevesim azaldı. İkinci sene biterken param bitti ve kapattım. Sıraya dikkat: önce heves, sonra para. Bunu sonradan çok düşündüm. Çünkü girişimciliğin tehlikeli bir hali var, kimse gençken söylemiyor: bazen bir işi para getirdiği için değil, sadece kurmayı sevdiğin için yaparsın. Yeni icatlar çıkarmak gibi. Vitrin dizmek, slogan yazmak, ışık seçmek, menü tasarlamak. Bunların hepsi zanaat gibi zevkli işler. Ama zevk ciro değildir. Ben dükkanı kurarken mutluydum, işletirken değil. Heves, kurma işi bitince bitti. Para da hevesin bitişini bir sene arkadan takip etti. Girişimcilik her zaman risklidir, doğru. Farklı şeyler yapmak, yenilerini denemek, risk almak işin tanımında var. Benimki de o risklerden biriydi, kabul. Ama şimdi geriye dönüp bakınca aradaki çizgiyi daha net görüyorum: hesaplanmış risk ile kendine anlattığın güzel hikaye aynı şey değil. Ben risk aldığımı sanıyordum, aslında hikayeme aşıktım. ## Elimde ne kaldı Para kalmadı, onu söyledim. Elimde kalan şey büyük ve güzel bir tecrübe oldu. Bunu teselli cümlesi olarak yazmıyorum, envanter olarak yazıyorum. 30 metrenin ne kadar büyük bir mesafe olduğunu öğrendim. Daha önemlisi insan psikolojisini öğrendim: müşteri senin dükkanına gelmez, kendi rotasında yürür. O günden beri kurduğum her işte önce şunu sorarım: insanların zaten aktığı yol neresi ve ben o yolun üstünde miyim, 30 metre içeride miyim? Bu soru fiziksel dükkan için de geçerli, dijital iş için de. Ayak trafiği bugün algoritma oldu, ara sokak bugün kimsenin bulamadığı web sitesi. Kural aynı kural. Bir de şunu öğrendim: çok şey bildiğini en yüksek sesle düşündüğün an, en az bildiğin andır. 24 yaşındaki ben çok şey bildiğinden emindi. İyi ki de emindi, çünkü o özgüven olmasa dükkan hiç açılmazdı ve bu derslerin hiçbirini alamazdım. Okulun böylesi ucuz değil ama öğrettiği şey de başka yerde satılmıyor. ## Neden anlattım Şunun için: batan iş, kirli çamaşır değil, diploma. Herkes sana kazandığı işi anlatır çünkü kazanmak fotoğraf çektirir. Batış ise ders çalıştırır. Ben bugün hâlâ yeni işler kuruyorsam, o dükkanın kapanan kepengi de bu hikayenin içinde. Sildiğim bir sayfa değil, altını çizdiğim bir sayfa. Sana sorum şu: senin 30 metren ne? Yani kağıt üstünde güzel gözüken ama seni zorlayan hedefin, başarıların, bir sonraki aşaman. Bunu iyi düşününce ve görünce birşeylerin değişimini daha kolay yapabileceksin. İki hafta sonra görüşürüz. Gökhan ### Yapay zekam boş durunca uyuyamıyorum URL: https://www.gokhangokalan.com/yapay-zekam-bos-durunca-uyuyamiyorum/ Last updated: 2026-07-13T07:53:34.000Z Yapay zekayı kaç şekilde kullanabilirsin? Bence temelde iki grup var. Sen hangisindesin bilmiyorum ama ben sanırım uykusuz geceler grubundayım. Gel, biraz daha yakından anlatayım. Birinci grup yapay zekayı bir sohbet programı gibi kullanıyor. Google'ın hızlı bir versiyonu gibi. Bir soru sorarsın, cevap alırsın, kapatırsın. Bir mail çevirtirsin, bir metni özetletirsin. İşe yarar, itirazım yok. Dünyanın büyük kısmı hâlâ burada ve orada kalmak gayet meşru bir tercih. İkinci grup ise onu işinin ve zaman alan bütün operasyonlarının içine bir araç olarak yerleştiriyor. Sabah brief'ini o hazırlıyor, satış verilerini o işliyor, talep ettiğin raporları hazırlıyor, içerik takvimini o organize ediyor, yazdığın metinlerin hatalarını o ayıklıyor. Artık bir sohbet arkadaşı değil, bir çalışma arkadaşı. Ben bu gruptayım. Ve işin kötü tarafını anlatacağım. ## Verimliliğin gizli faturası Beklenti ne: yapay zeka işleri hızlandıracak, bana zaman kalacak. İlk kısım doğru çıktı. İşler gerçekten hızlandı. Eskiden günler süren araştırmalar, raporlar, içerik planları saatlere indi. İkinci kısım çıkmadı. Bana zaman kalmadı, tam tersi oldu. Bu sadece benim hikayem de değil. Son dönemde "**yapay zeka verimlilik paradoksu**" diye bir şey konuşuluyor: araç sana zaman kazandırıyor, ama o zamanın kayda değer bir kısmı çıktıyı kontrol etmeye, düzeltmeye ve yeni açılan işlere geri akıyor. Sonuçta kazandığın saatler dinlenmeye değil, daha fazla işe gidiyor. Araştırmalar da benzer şeyi söylüyor, ama açıkçası ben bunu tablolardan değil kendi haftalarımdan biliyorum. Peki neden böyle oluyor? Benim cevabım tek kelime: FOMO. ## FOMO nedir, benimki neden farklı FOMO, "fear of missing out" ifadesinin kısaltması. Türkçesi kaçırma korkusu. Klasik hali sosyal medyada yaşanır: telefonu elinden bıraktığın an bir şey kaçırıyormuşsun hissi. Herkes bir yerdeymiş, bir şey oluyormuş, sen dışarıda kalmışsın duygusu. Benim FOMO'm biraz farklı. Ben insanların ne yaptığını kaçırmaktan korkmuyorum. Ben az çalışmaktan korkuyorum, yapay zeka asistanımın boş boş durmasından korkuyorum. Kulağa saçma geliyor, biliyorum. Ama düşün. Elimde muazzam araştırmalar yapabilen, sayfalar düzenleyebilen, maillerimi planlayabilen, yatırım pozisyonlarımı izleyebilen, rakip analizleri çıkarabilen bir sistem var. Şimdi bana söyle: bu kapasite orada dururken sen rahat rahat uyuyabilir misin? Ben uyuyamıyorum. Çünkü o boş durduğu her saat, yapılabilecek ama yapılmayan bir işin saati. Bir araştırma kaçıyor, bir analiz kaçıyor, bir fırsat taranmadan kalıyor. Sosyal medya FOMO'sunda başkalarının hayatını kaçırıyorsun. Benimkinde kendi potansiyel işlerimi kaçırıyorum. Ve itiraf edeyim, bu daha zor bir korku. Çünkü sosyal medyayı kapatıp kurtulabilirsin. Kendi kafanı kapatamıyorsun. ## Girişimci kafası ve kısır döngü "O zaman otomatikleştir, kurtul" diyeceksin. Denedim. Sabah brief'leri otomatik, haftalık raporlar otomatik, içerik akışları otomatik. Ne oldu? Bu sefer benim girişimci kafam boş durmadı. Çünkü asıl sorun araçta değil, kafada. Girişimci kafası boşluk gördüğü an doldurur. Rutin işler otomatiğe bağlanınca serbest kalan dikkat dinlenmeye gitmiyor, yeni av sahasına gidiyor. Yeni projeler, yeni pazarlar, "şu işin yanına şunu eklesek" senaryoları. Ve her yeni fikir, yapay zekaya verilecek yeni bir görev demek. Her yeni görev, gece yarısı "sonuçlar gelmiş midir" diye telefona uzanan bir el demek. Döngüyü görüyor musun? Yapay zeka işleri hızlandırıyor. Hızlanan işler kafamda yer açıyor. Açılan yer yeni projelerle doluyor. Yeni projeler yapay zekaya yeni görevler üretiyor. Ve başladığımız yere dönüyoruz: benim yapay zekam boş durmaz. Duramaz. Çünkü ben durduramıyorum. İşte girişimci kafalı insanlar için yapay zekanın asıl etkisi bu. Herkes "işlerin daha hızlı bitmesini" konuşuyor. Hayır. Girişimci için işler bitmez, işler çoğalır. Bu bir verimlilik hikayesi değil, bir kapasite genişlemesi hikayesi. Ve genişleyen her kapasite, dolmak için seni bekler. ## Peki ne yapıyorum Sana "5 adımda dijital detoks" vermeyeceğim, beni tanıyorsun. Cevabı tam bulmuş da değilim, o yüzden bulmuş gibi de yapmayacağım. Ama iki şeyi fark ettim, onları paylaşayım. Birincisi, sorunun teknoloji sorunu olmadığını kabul etmek. Yapay zekayı suçlamak kolay. Ama o sadece kafamdaki motorun gaz pedalı. Pedal orada diye sonuna kadar basmak zorunda değilim. Sorun pedalda değil, ayakta. İkincisi, eski bir dersimi bu alana taşımak. Daha önce yazmıştım: her fırsata evet demek strateji değil. Aynı kural yapay zeka görevleri için de geçerliymiş. Artık "bu araştırmayı yaptırabilir miyim" diye sormuyorum, çünkü cevap hep evet. "Bu araştırmanın çıktısıyla bu hafta gerçekten bir karar verecek miyim" diye soruyorum. Cevap hayırsa görev açılmıyor. Asistan boş kalıyor. Ve ben o boşluğa tahammül etmeyi öğrenmeye çalışıyorum. Çünkü sonunda şunu anladım: yapay zekanın boş durması bir kayıp değil. Benim kafamın boş durmayı unutması asıl kayıp. Makine 7/24 çalışabilir, ben çalışamam. Aradaki farkı korumak da makinenin değil benim işim. Sen hangi gruptasın, sohbet mi, sistem mi? İki hafta sonra görüşürüz. Gökhan ### Neden İngilizceyi bırakıp Türkçe yazmaya başladım URL: https://www.gokhangokalan.com/neden-ingilizceyi-birakip-turkce-yazmaya-basladim/ Last updated: 2026-06-28T06:00:17.000Z Bu bülteni daha önce İngilizce yazıyordum. İyi niyetliydi, daha geniş kitleye ulaşırım diye düşünmüştüm. Ama dürüst olayım: en iyi fikirlerim İngilizce gelmiyor. Bir kararı gece yarısı tartarken, bir riski hesaplarken, bir işi kapatma ya da büyütme noktasında kafamın içinde dönen dil Türkçe. O yüzden buradan itibaren kendi dilimde yazıyorum. Küçük bir reset attım yani siteye. Bu alan ne olacak, net olsun. Ben aynı anda birden fazla iş yürütüyorum. Bir tarafta yıllardır içinde olduğum kesici takımlar, testereler, makineler var diğer tarafta yapay zeka girişimim fabrika iş güvenliği, verimlilik yönetimi ve otomasyon, bir de viski tarafı var. Hepsiviski.com ile viski kültür ve içeirk eğitimleri ve topluluk. Üstüne kendi yatırım kararlarım, kontrol ettiğim yeni fırsatlar. Bu kadar farklı masayı aynı anda taşımak bana her hafta bir şey öğretiyor, çoğu zaman zor yoldan. Burada o dersleri yazacağım. Vaat etmediğim şeyle başlayayım: burada 5 adımda başarı yok. Motivasyon cümleleri yok. Benim de cevabını bilmediğim sorular olacak, onları da yazacağım. Çünkü girişimciliğin gerçeği bu. Kimse sana her şeyin belirsiz olduğu o anda ne hissettiğini anlatmıyor, sadece kazandıktan sonraki temiz hikayeyi anlatıyor. İlk dersi vereyim, çünkü bu alanın tonunu belirliyor: büyümeden önce hayatta kalmayı öğren. Yıllarca büyüme sayılarına baktım. Daha çok satış, daha çok üye, daha çok ciro. Ama beni gece uyutmayan şeyin ciro olmadığını öğrendim, nakitti. Kasada parası olmayan bir şirket, kağıt üstünde ne kadar büyürse büyüsün kırılgandır. Büyüyen ama nakit akışını kontrol edemeyen bir işin, küçülen ama disiplinli bir işten daha tehlikeli olduğunu gördüm. Bugün her yeni harcama kararında kendime tek bir soru soruyorum: bu para bana ne zaman ve kaç katı geri dönecek? Cevabı net değilse, harcama beklemeye gider. Reklam dahil. Heyecan dahil. Bu kulağa sıkıcı geliyor, biliyorum. Ama bir işi batıran şey genelde cesaret eksikliği değil, disiplin eksikliğidir. İkinci bir şey daha öğrendim, onu da paylaşıp bitireyim: her fırsata evet demek bir strateji değil. Yıllarca her gelen teklifi, her ortaklık fikrini, her yeni ürünü değerlendirdim. Çünkü kaçırma korkusu güçlü bir histir. Ama farklı dört masayı aynı anda taşımaya başladığımda asıl pahalı şeyin para değil dikkat olduğunu anladım. Bir işe verdiğin her saat, başka bir işten çaldığın saattir. O yüzden artık bu iyi bir fırsat mı diye sormuyorum. Bu, şu an taşıdığım işlerin hangisinden çalacak diye soruyorum. Çoğu fırsat bu soruda eleniyor. Bu alanda bunları yazacağım. Verdiğim kararları, yaptığım hataları, işe yarayan ve yaramayan sistemleri. İki haftada bir, pazar günü. Süssüz, gerçek, bazen rahatsız edici dürüstlükte. Okuduğun için teşekkürler. Eğer sen de bir şey kuruyorsan ya da kurmayı düşünüyorsan, bu alan tam sana göre. İki hafta sonra görüşürüz. Gökhan