Neden İngilizceyi bırakıp Türkçe yazmaya başladım

Neden İngilizceyi bırakıp Türkçe yazmaya başladım
Photo by Ryoji Iwata / Unsplash

Bu bülteni daha önce İngilizce yazıyordum. İyi niyetliydi, daha geniş kitleye ulaşırım diye düşünmüştüm. Ama dürüst olayım: en iyi fikirlerim İngilizce gelmiyor. Bir kararı gece yarısı tartarken, bir riski hesaplarken, bir işi kapatma ya da büyütme noktasında kafamın içinde dönen dil Türkçe. O yüzden buradan itibaren kendi dilimde yazıyorum. Küçük bir reset attım yani siteye.

Bu alan ne olacak, net olsun. Ben aynı anda birden fazla iş yürütüyorum. Bir tarafta yıllardır içinde olduğum kesici takımlar, testereler, makineler var diğer tarafta yapay zeka girişimim fabrika iş güvenliği, verimlilik yönetimi ve otomasyon, bir de viski tarafı var. Hepsiviski.com ile viski kültür ve içeirk eğitimleri ve topluluk. Üstüne kendi yatırım kararlarım, kontrol ettiğim yeni fırsatlar. Bu kadar farklı masayı aynı anda taşımak bana her hafta bir şey öğretiyor, çoğu zaman zor yoldan. Burada o dersleri yazacağım.

Vaat etmediğim şeyle başlayayım: burada 5 adımda başarı yok. Motivasyon cümleleri yok. Benim de cevabını bilmediğim sorular olacak, onları da yazacağım. Çünkü girişimciliğin gerçeği bu. Kimse sana her şeyin belirsiz olduğu o anda ne hissettiğini anlatmıyor, sadece kazandıktan sonraki temiz hikayeyi anlatıyor.

İlk dersi vereyim, çünkü bu alanın tonunu belirliyor: büyümeden önce hayatta kalmayı öğren.

Yıllarca büyüme sayılarına baktım. Daha çok satış, daha çok üye, daha çok ciro. Ama beni gece uyutmayan şeyin ciro olmadığını öğrendim, nakitti. Kasada parası olmayan bir şirket, kağıt üstünde ne kadar büyürse büyüsün kırılgandır. Büyüyen ama nakit akışını kontrol edemeyen bir işin, küçülen ama disiplinli bir işten daha tehlikeli olduğunu gördüm.

Bugün her yeni harcama kararında kendime tek bir soru soruyorum: bu para bana ne zaman ve kaç katı geri dönecek? Cevabı net değilse, harcama beklemeye gider. Reklam dahil. Heyecan dahil. Bu kulağa sıkıcı geliyor, biliyorum. Ama bir işi batıran şey genelde cesaret eksikliği değil, disiplin eksikliğidir.

İkinci bir şey daha öğrendim, onu da paylaşıp bitireyim: her fırsata evet demek bir strateji değil. Yıllarca her gelen teklifi, her ortaklık fikrini, her yeni ürünü değerlendirdim. Çünkü kaçırma korkusu güçlü bir histir. Ama farklı dört masayı aynı anda taşımaya başladığımda asıl pahalı şeyin para değil dikkat olduğunu anladım. Bir işe verdiğin her saat, başka bir işten çaldığın saattir. O yüzden artık bu iyi bir fırsat mı diye sormuyorum. Bu, şu an taşıdığım işlerin hangisinden çalacak diye soruyorum. Çoğu fırsat bu soruda eleniyor.

Bu alanda bunları yazacağım. Verdiğim kararları, yaptığım hataları, işe yarayan ve yaramayan sistemleri. İki haftada bir, pazar günü. Süssüz, gerçek, bazen rahatsız edici dürüstlükte.

Okuduğun için teşekkürler. Eğer sen de bir şey kuruyorsan ya da kurmayı düşünüyorsan, bu alan tam sana göre. İki hafta sonra görüşürüz.

Gökhan