Yapay zeka ile konuşmayı öğrenmek

Yapay zeka ile konuşmayı öğrenmek
Photo by Cash Macanaya / Unsplash

Herkes yapay zekayı bir şekilde kullanıyor artık. Bu tartışılacak bir şey değil, orası kesinleşti. Bu yazıda sana daha iyi prompt yazmayı da anlatmayacağım, o konuda zaten internet dolu. Benim derdim başka: yapay zekadan aldığın cevabı nasıl okuduğun ve ona nasıl cevap verdiğin.

Son aylarda fark ettiğim bir şey var, gel önce onu anlatayım.

Bir mail atıyorsun, bir mail geliyor

Bugün birine mail attığında, karşı taraf senin yazdığını okumadan önce yapay zekaya soruyor: "bu ne diyor, bana ne öneriyor, cevap olarak ne yazmalıyım." Sen cümleyi kurarken harcadığın on beş dakikayı, o üç saniyede özet olarak alıyor.

Bir makine satmaya çalıştığında da aynı şey oluyor. Karşındaki, toplantıya gelmeden önce ürünü yapay zekaya sormuş oluyor. Sana sorduğu o üç keskin soru aslında onun sorusu değil, yapay zekanın ona öğrettiği üç soru.

Bir firmayla anlaşma mı yaptın? Büyük ihtimalle sözleşmeyi bir avukat değil, yapay zeka hazırladı. Belki bir avukat sonradan göz gezdirdi, o kadar.

İşin komik tarafı da şurası: yapay zekayla yazılmış bir maile cevap verirken sen de yapay zeka kullanıyorsun.

Aslında biz sadece bir kontrol mekanizmasıyız

Yani şu anda olan şey aslında bu: bizler aracıyız, kontrol mekanizmasıyız. Konuşan gerçekte yapay zekanın kendisi. Bir tarafta benim yapay zekam yazıyor, diğer tarafta senin yapay zekan okuyup cevap taslağı çıkarıyor, biz ikimiz de arada sadece onay veren birer düğmeye dönüşüyoruz.

Buraya dikkat etmek önemli, çünkü bu konuşmaya çok hızlı alışıyoruz. Cevap almaya, cevap vermeye çok çabuk alışıyoruz. Bizim on beş dakikamızı alacak bir içeriği bir dakikada hazırlayabilen bir sisteme karşı, fark etmeden tembelleşiyoruz.

Küçük yanlışlar, büyük kayıp

İlk başta çıktıdaki büyük hataları düzeltiyoruz, buna itirazım yok, öyle olmalı. Ama zamanla küçük yanlışlara geldiğimizde işler değişiyor: "neyse, böyle kalsın, zararı yok" demeye başlıyoruz.

İşte tam bu noktada kişilik ve ruh kayboluyor. Yazmak istemediğimiz, bizim olmayan minik cümleler, tekrar tekrar geçtikçe bizim cümlelerimiz oluyor. Bizi tanımlayan şeylere dönüşüyor. Yapay zekayı kendi kurallarımıza uydurduğumuz bir verimlilik aracı olmaktan çıkarıp, onun kurallarını sessizce kabul ettiğimiz bir tembellik anına dönüştürüyoruz. Hem de fark etmeden.

Yeni başlıyorsan bu senin için daha da kritik

Bunu özellikle bir işe yeni başlıyorsan ya da büyütmeye çalışıyorsan söylüyorum. Elinde henüz büyük bir marka, uzun bir geçmiş yok. Elinde olan tek şey sesin. Mailin, teklifin, ilk yazın seni tanımlıyor.

O sesi baştan yapay zekaya devredersen, karşındaki de sonunda seninle değil, senin yapay zekanla konuştuğunu anlıyor. Ve bunu anladığı an, seni ayırt eden hiçbir şey kalmıyor. Herkesin metni birbirine benziyor, herkesin teklifi birbirine benziyor, çünkü hepsi aynı sistemden çıkıyor.

On'a kadar say

Yapay zekayla işler hızlı gidiyor, buna da itirazım yok. Ama biraz yavaşlatmakta, göndermeden önce düşünmekte çok fayda var.

Hani sinirlenince "on'a kadar say" derler ya. Ben de benzer bir şey öneriyorum: yapay zekanın yazdığı şeye göz atıp göndermeden önce birkaç dakikanı ayır. Sadece oku. Kendi sesini ara içinde. Bu gerçekten senin cümlen mi, yoksa sana teslim edilmiş bir cümle mi?

Karmaşık bir tavsiye değil. Ama fark yaratıyor.

Sen yapay zekayla konuşurken hangi taraftasın: kontrol eden mi, kontrol edilen mi?

İki hafta sonra görüşürüz.

Gökhan